yalnızlık bir seçimdir tek oyla iktidar olan... 


 (stc)


şiirse istediğiniz... HOŞGELDİNİZ.

22/2/2008 - Kitap Tanıtım (Mehmet Şamil Baş)

MEHMET ŞAMİL

Posta Kodu AŞK

 

“Posta kutuma gönderdiğin yalnızlığım’ı aldım.

Nazik düşüncene teşekkür. Uygun zaman ve

şartlarda balkona sandalye atıp ağlamayı düşünüyorum.

Önce kendimi yazıyorum sonra katlıyor ve zarflıyorum.

Bekle! Pullanıp sana geliyorum.”

 

Posta Kodu AŞK, iki şiir arasında yazılmış

kırk aşk mektubundan oluşan bir kitap.

Daha çok şairliğiyle tanınan Mehmet Şamil,

şiir dünyasının arka çıkmazında,

aşkın mektuplara nakşedilmiş sırrını ve yürekte

alevlenecek duyguları paylaşıyor.

‘Posta kutusuna gelen yalnızlık’la başlayan mektuplar,

bütün mektupların yazıldığı kalemin kendisinden

cevap gelmeyen sevgiliye gönderilmesiyle noktalanıyor.

 

Mektup türünün farklı imkânlarını ön plana çıkarmaya

çalışan şair, sizi aşkın tanıklığına davet ediyor.

 

 

Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil, Yediharf Yayınları, Mektup, Şubat 2008, 120 s.

 

 

MEHMET ŞAMİL

 

24 Ekim 1977, Trabzon doğumlu. KTÜ Rize İlahiyat mezunu. İlk şiirleri Gönülden Gelen Seda (1995) adıyla çıktı. Emanet ve Kertenkele dergilerinin seyrinde önemli rol üstlendi. Karadeniz Olay Gazetesinde sanat sayfası hazırladı (1997). Trabzon Bayrak Fm’de 5 yıl şiir programı hazırlayıp sundu (1997-02) Başta gülİSTANBUL ve İstanbul Şehrengizi olmak üzere pek çok şiiri ödül aldı.

 

Yedi İklim, Kırağı, Şehrengiz, Düş Çınarı, Kırklar, Kırknar, Sühan, Ardıç, Kertenkele, Lika, Kum Yazıları, Okuntu, Tekne, Hayal, Tasfiye, İstanbul Bir Nokta, Gerçek Hayat, Sonsuzluk ve Birgün, Aralık, Mağrib, Kafdağı, Taşra Edebiyat, Reyhan, Yol Düşleri, Lacivert Sanat, Ay Vakti, Ada, Yolcu, Buruciye Edebiyat  ve Mor Taka gibi dergilerde yer aldı.

 

Türk İslam Edebiyatı Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi. Yüksek Lisansını Aşkî Mustafa Efendinin Vahdetnâme Mesnevîsi üzerine tamamladı (DEÜ-2007). Halen Ömer Hulûsî ve Divanı adlı doktora çalışmasına DEÜde devam ediyor. Karadeniz Yazarlar Birliği ve Türkiye Yazarlar Birliği üyesi. Evli ve Necmeddin Abdullahın babası. Posta Kodu AŞK yazarın ikinci kitabı.

 

Sevgili hocamın son kitabı ''Posta Kodu AŞK'' yediharf yayınlarından çıktı

 

stc

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



19/2/2008 - moonlight

Kategori: Siirlerim

Bir defa mutlulugu sensizlikte aramissa sevdigin kadin, dönüp gelsede cok sonra. Her an her dakika ve her saniye yine gidecektir senden. Kurtulusun kalmamıştır terkedilmekten...

 

kumdan kale...

 

benim en sağlam kalem zaten kumdandı

o da senin bir dalgana dayandı.

 

şimdi çek üstümden sularını, hadi git

ilk değil bu karmaşa, son değil bu gelgit

 

stc....ak

 

ve gitti

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



23/9/2007 - ÖLÜ KIZIN SAÇLARI

Kategori: Gunes Kiz

 

NE ÇABUK UNUTTUK DİLARAYI ÖYLE DEĞİL Mİ... YA DA HİÇ ÖĞRENMEDİK HİKAYESİNİ

  

 

 

Hastaneye götürelim…” Hiç inanır mı baba? Kızının tazecik tebessümü dudağında hâlâ gül gibi kıpkırmızı büyürken, araya ölçüsüz, zamansız, insafsız uzakların girdiğine inanır mı?

Kirpiklerinin altında o mavi/yeşil/kara gözler sımsıcak güneş gibi bekleşirken, can dolu bakışların, nazlı göz kaçırmaların pencereden çekildiğine inanır mı? Kucağında tatlı bir uykunun ninnisinde baba sesinden örülü rüyaları görür gibi, anne yüreğinden ödünç hayaller büyütür gibi kıvranmış o gövdenin hep suskun kalacağına inanabilir mi anne? Oyuncak bebekleri minik elleriyle yan yana dizdiğini fark etmişsen, dokunabilir misin ellerinin dokunduğu yere? Ayağını bekleyen ayakkabılarını, saçlarını özleyen tokalarını, yüzünü gözleyen aynaları, bakışına hasret oyuncakları silebilir misin ömrünün defterinden? Kolayca mı çıkarırsın kırmızı çizmelerini yürüyesi ayaklarının altından? Acımadan sıyırır mısın kelebekli desenli, pembe boncuklu gömleğini büyüyesi omuzlarından? Saçlarından çekiverirken pembe tokaları, ellerine hüzünler bulaşmaz mı?

“… belki doktorlar…”

Hemencecik, kolaycacık, usulcacık itiverir misin avuçlarından üşümüş küçücük avuçlarını? Her açıldığında bir parçacık çikolata tadını sonsuz bir tebessüme çeviren, kıyısız sevinçlere yücelten o avuçlara yeryüzünün bütün çikolatalarını boca etmek istemez misin? Yeter ki gülsün, yeter ki az açsın gözlerini diye. Cılız da olsa, son kez de olsa, “babacığım..” desin diye, “anneciğim…” desin diye, gelmiş geçmiş günlerin cümle sevinçlerini, gecelerin kuytularında saklı kırık dökük neşeleri, soğuk nefesine sarıp sarmalamak istemez misin? “Seni seviyorum…” demesine alıştığın, sımsıcak öpüşlerini elinin altında bildiğin, nazlı gülüşlerini kapının ardında beklediğini sandığın o dudakların ölüm morluğu, apansız ve anlamsız suskunluğu gelip cümle sözleri anlamsızlığa, onca işleri boşluğa itiverirse, dökülüvermez mi biriktirdiğin onca umut taşları göğsünden, çökmez mi ardına saklandığın huzur kaleleri içinden?

“….belki doktorlar yaşatır.”

Kucağındaki cansız bedeni, bir türlü tanımlayamadığın, adını koyamadığın, koşturmalar arasında doyasıya tartamadığın/tadamadığın şefkat boşluğunu yine de dolduruyorken, gözlerini göğe kaldırıp her şeyi, her acıyı bir çırpıda maviye dönüştürebilmen mümkün iken, mümkün olsa takvim yapraklarını geri yapıştırıp düne dönmeye bunca hevesliyken, daha bu sabah okşadım yüzünü derken, daha bu sabah veda etmeye bile gerek duymayacak sıradan bir uzaklık girdiğini sanmışken aranıza, şimdi bu ciddiyet nereden çöktü üzerime, bu acılı an niye gelip buldu bizi derken, rüyadan hemen uyanır gibi uyanacağına bunca inanmışken, inanabilir misin onun da artık “ölü” olduğuna? Dünyanın en arsız, en arzulu, en ağlamaklı, en çığırtkan dilencisi olmaz mısın onun yarım da kalsa tek bir nefesine, uzaktan da olsa tek bir bakışına, hayat sözü vermese de göğsünün tek bir defa inip kalkmasına?

“Belki doktorlar yaşatır...” “Belki ha.. Belki..”

Kimse “yaşatamaz…” demedi. “Öldü kızın” diyemedi. Kucağındaydı ölüm babanın.

Upuzun ve dağınıktı ölümün/ölünün saçları. Saçlar ki en çok bir cesede fazla gelir. Her ölmüşe uzun gelir saçları. Hele de kız çocuğu saçları… Uzanmaya utanırlar ölmüş kız çocuğu yüzüne... Dağılırken, dokunurken kahrolurlar ölü kız çocuğu omuzlarına. Sonsuz yaşamaya asılmış, upuzun sevmelere tutunmuş, teklifsiz okşanmalara yapışmış, cennet bahçelerine doğru uzanmaya ahdetmiş saçlar, duyuyor musun, ağlayarak sarılıyor Dilara’nın omuzlarına…

İnanma o habere. O fotoğraf da sahte. Babası ile birlikte şakacıktan ölüm oyunu oynadılar. Dilara’ya yakışır mı hiç lağım sularında boğulmak? O, cennetin kıyısız mutluluklarına kanat açtı. Sonsuz göklerde hiç korkusuz, hiç hüzünsüz kanat açıyor sevinçleri. Boğulan senin kalbin. Boş lakırtıların rögar kapağından içeri düşen senin kalbindir. Lüzumsuz işgallerin boşluğunda tebessümü lağımlara bulanan senin kalbin. Kalbini küçük kız çocuğu bilip kucağına al şimdi. Dilara’nın babası gibi. “Belki..” de. “Belki..” de. Umutlarının uzun saçlarını okşarken kalbinin kucağında “belki yaşıyordur…” de. “Belki de…”

 

SENAİ DEMİRCİ

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



1/8/2007 - ve DENİZ FENERİ KAYSERİDE

Kategori: Deniz Feneri

Deniz Feneri Derneği dün sabah  erken saatlerde Kayseride  gıda giyim ve kırtasiye yardımlarına başladı. Derneğin Kayseri gönüllülerinden oluşan bir konvoyla ilk start verildi. Daha önceden mektup, telefon ve mail yoluyla derneğe ulaşan ve adresleri belirlenen ailelere ihtiyaçları doğrultusunda. Giyim, gıda, kırtasiye kolileri teslim edildi.

 

stc

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

stc

Tüm hakları yalnızlığıma aittir

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

  • Deniz Feneri
  • Grafik siir
  • Gunes Kiz
  • Mektup
  • Savasin cocuklari
  • Siirlerim
  • Tebrik
  • Yazilarim









  • Burası mecburiyet caddesi
    Katran gecelerin hazin perdesi
    Yürür ayaklarım bir türlü bıkmaz.
    Bu caddenin sonu bir sana çıkmaz.

    Burası mecburiyet caddesi
    Umutsuz aşkların kayıp adresi
    Arayan bulur kaybeden bulmaz
    Bu caddenin sonu bir sana çıkmaz

    stc







    tüm caddelerinizin Ona çıkması dileğiyle... 


 (stc)
    tüm hakları yalnızlığıma aittir stc